Bugun...
Reklam
Reklam
ŞİİRLE KONUŞMAK


Elif YAVAŞ ELİFÇE BAKIŞ
 
 
Reklam

     ŞİİRLE KONUŞMAK
Konuşmak biz insanlara özgü bir nimettir. İki kulak ve bir ağız ne güzel ele ele vermiş: “İki dinle, bir sözle.”diye. Kalbe bir buket gül ile girmeli, dikenini de bırakın dert edinmeyi. Gönül yıkan değil gönül yapan bir kul olmalı Hakk’ın yolunda. Biz insanlara özgü yeteneklerimizi paylaşmalı şu fâni hayatta. Güzel sesimizi, sohbetimizi, ilmimizi, ekmeğimizi, sanatımızı, önerilerimizi, yaşamın püf notlarını, bir zanaatın pratik yöntemlerini paylaşmalı tatlı dille. Usta-çırak ilişkisi gibidir insan iletişimi. Dededen toruna birikim toplar bilgi kumbarası. Vaktim oldukça yazılarını takipte olduğum ve kendisini en çok çocuk kitaplarıyla hatırladığımız, günümüz yazarlarımızdan Bestami Yazgan konuk olsun bir şiirle.  “GÜLÜ İNCİTME GÖNÜL” isimli altı dörtlükten oluşan şiirinin bir kısmında mola verelim:

GÜLÜ İNCİTME GÖNÜL

Çiçeklerle hoş geçin,

Balı incitme gönül.

Bir küçük meyve için

Dalı incitme gönül.

*
Konuşmak bize mahsus,

 

Olsa da bir güzel süs,

‘Ya hayır de, yahut sus.’

Dili incitme gönül.

 

Sevmekten geri kalma,

Yapan ol, yıkan olma,

Sevene diken olma

Gülü incitme gönül.
<<<<<

Ya hayr konuş ya sus” özlü sözündeki gibi şiirinde haykırmış şair: “Ya hayır de, yahut sus.” Sükûnetin de yeri ayrıdır. Haklı olduğumuz konuda susarken gerekmeyen vakitte boşboğazlık edip lâfa girmek de dil yüzünden üzer bizi.

     Yağmurun saklandığı yerde unutulan çocukluğumuz körebe oynar kötülüğe ve savaştan kaçar gibi gözlerini bağlar. Gül, bülbüle kırgın olunca kelebekler sahipsiz kalır. Yıldızları tek tek sayacak olan mini parmaklar gül dikeninde kana boyanır. Göğse hüzün iner, can bahçemize ev yapar bülbül. Yağmurdan ödünç aldığım gözyaşlarım sular gülü. Kirpiğimde misafirdir rüzgâr, göz damlalarımı içinde akıtır dolunay. Gülleri aşkla sevmeyen insan utansın, şehitlerimizi bağrına basmakta tereddüt eden düşman toprakları utansın.

     Kara toprak olmadan gencecik bedenler, gülkurusu kokuya boyansın. Günbatımında huzura bulansın bulutlar, ziyâda bereketle nurlansın. Günbatımı deyince aklıma Ahmet Haşim gelir ansızın. Sonbahar ve sararan yaprakların şairidir Haşim. Annesini sekiz yaşında kaybettiği için çocukluk dünyası erken yaşta hediye eder ona olgunluk oyuncağını.

     Anne sevgisi, ölüm, hastalık, gece, ikindiüstü günbatımı, sararan güz yaprakları Ahmet Haşim’in şiirlerinde ev kurdu. “Merdiven” isimli şiiriyle Türk Edebiyatımıza renk verdi şairimiz. Haşim’in PİYALE kitabını okuduysanız içinde güzel şiirler bulacaksınız. Osmanlı Türkçesine ait kelimeler yer alsa da sanatçımız şiirde aruz ölçüsünde oldukça başarılıdır. Onun şiirlerinde deruni hislerle yazılan mısralar sanat yüklüdür. Dilini anlamak için şiirlerini bir bütün hâlinde incelemek gerek. Konuşmak, bir şiirle gönüllere girmek ne güzeldir. Ne mutlu gülen gözlerle ışık saçabilmek! Bir şiirle yol alalım insanlık köprüsünde. Ahmet Haşim’in PİYALE kitabındaki “BÜLBÜL” şiiriyle yazımızı sonlandıralım. Şiir gibi coşkulu kalın.

      BÜLBÜL

Bir gamlı hazânın seherinde,

Isrâra ne hâcet yine bülbül?

Bil kalbimizin bahçelerinde,

Can verdi senin söylediğin gül.

 

Savrulmada gül şimdi havâda,

Gün doğmada bir başka ziyâda.

 

           Ahmet HAŞİM

 



Bu yazı 877 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI