|

Enver DOLGUN / Balıkesir
YARASALAR NASIL BUHARLAŞTI!.. ENVER DOLGUN / GÖZLEM Bu günü Milliyet Gazetesi yazarı gazeteci Abdi İpekçi’nin katili Ağca’nın hapisten çıktığı, Hrant Dink öldürülmesinin üzerinden 3 yıl geçtiği ve Havran Barajındaki 20 bin yarasanın buharlaştığı bir gün olarak hatırlayacağım.
Havran Barajında hava çok sert ve çok soğuk ama basın orada. Yarasaları tespit ekibi ile çevreciler ve basın mensupları soğuktan araçların arkasına saklanıp kendilerini korumaya çalıştılar ama yarasalarla ilgili gerçek açıklandığında barajdaki soğuk havayı unutup, ‘Şoklaşıp, Buz Kesildiler’ ‘Mahkeme Kararı ile Yapılan Tespit’le barajdaki mağaralarda tek bir yarasaya rastlanmadığı açıklanınca herkes şok olmuştu… 20 bin yarasa nereye gitmişti? Nasıl buharlaşmıştı? Yoksa ölmüşler miydi? Dün Havran Barajındaki mağaralarda bir milyon yıldan beri yaşayan 20 bin yarasa bir anda buharlaşıvermiş ve evlerini terk edip gitmişlerdi. Ama nereye? Aylardır Havran Barajındaki mağaraların ağzı yetkililerce taş ve tahta ile kapatılmış, mağara girişlerine ‘Taşlar Dizilip’ mağaraların içerisine basının girmesine yasak konulmuştu… Biz bu bariyerleri hiç aşamadık ve nedenini sormuştuk. Mağaralarda yarasaların girmesi için ses, ışık, flaş ve insan olmaması için yakın çevresinin böyle bir korumaya alındığı açıklanmıştı ve biz bu karara saygı duyup, uymuştuk. Ama köylü deyimi ile ‘Kazın ayağı öyle değilmiş’… Yetkililer düne kadar bu mağaralarda 4’ü endemik tür olmak üzere 16 türden 20 binin üzerinde yarasa yaşadığını, yeni mağaraya çıktıklarını açıklamıştı. Milyonlarca yıllık doğal evlerini, mağaralarını, yuvalarını 20 bin yarasa neden terk edip gitmişlerdi? Bu sorulara yanıt bulunamıyordu… Binlerce yarasa ailesinin bir anda nasıl buharlaşması sorusuna daha çok uzun yıllar cevap arayacağımızı sanıyorum. Yoksa bir çevre katliamı yaratıp, bu yarasaları katlettik mi?.. Gerçekten, 20 bin yarasa nasıl ve nereye gitti?... Sorumluları kim?... GÜMÇED Edremit Körfezi Şubesi Başkanı Mehmet Akif Öznal’ın alt mağarada yarasa bulunmadığına çok sevinmişti ama üst yapay mağarada da tek yarasanın olmadığı bilgisi gelince ‘Şok oldu’ Yarasalar nasıl buharlaşır? Bu yarasa katliamı mı? Diye sordu. Şimdi bilir kişi raporları bekleniyor.
Mehmet Akif Öznal’ın ne büyük bir ‘Doğal ve Kültürel Çevreyi Koruma’ görevi yerine getirdiğini ve haklılıkları bu tespit gerçeği ile bir kez daha yerinde gördük. GÜMÇED ve diğer Çevre Derneklerinin bu haklı mücadelesini kutluyor ve davanın takipçisi olacağımızı belirtiyoruz. *** ATATÜRK, GISLAVED AYAKKABI VE ‘VATANDAŞLIK’ Ben köyde doğup büyümüş tahsil yaşamımı Karakoca Köyünde başlatıp Çan ilçesi, Çanakkale ve Samsun sonrası Ankara’da devam etti. 1958–1962 Karakoca Köyü İlkokulu, 1963–1966 Çan Ortaokulu, 1966–1970 Çanakkale Sağlık Koleji, 1970–1971 Samsun Sahra Sıhhiye Hizmet Okulu yani bu günkü Astsubay Meslek yüksek Okulundan mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Hayati Bilimler Fakültesi son sınıftan 15 Mayıs 1977 yılında Genel Kurmay’ın gizli emri sonucu baskı üzerine okuldan ilişiğimi kestim. Bunları neden ön bilgi olarak verdim?.. Bizim yaşımızdaki okuma uğraşı veren köylü, işçi ve fakir çocuklarının giydiği sağlam ve ayağı sıcak tutup terleten ama çarıktan çok daha korunaklı olan Gıslaved ayakkabıları herkes alamaz ve giyemezdi. İskarpin ayakkabımı?. Onları sadece zenginler giyebilirdi. Yoksullar İskarpin ayakkabının fiyatından yanına bile yaklaşamazdı. Ben sadece, bizim gibi okuyan yoksul köylü çocuklarının araba lastiklerinden yapılan ‘Gıslaved Ayakkabıları’ giydiklerini zannederdim ama gerçek öyle değilmiş.
Nejat Sümer 80 yaşında Makine Mühendisi ve Türkiye Şişe Cam Fabrikalarında yıllarca Genel Müdürlük yapmış emekli, şimdi aramızda Akçay’da yaşıyor ve 1935 li yıllarda Atatürk ile ilgili bir anısını anlatıyor. O günlerde giydiği Gıslaved ayakkabılarının öğretmenlerinin başına ne işler açtığını ve Ankara Mimar Kemal İlk Okulunda okuduğu yıllarda Atatürk’ün nasılda okullarına küstüğünü anlatıyor. Atatürk, her gün Çankaya’ya çıkarken Ankara Mimar Kemal İlk Okulunun önünden geçerken, okulda okuyan çocukları biraz durur, izler haftada 2 kez de okulun bahçesine gelir çocuklarla sohbet yaparmış. Okul çocuklarına Atatürk o kadar alışmış ki; bir gün Ankara Mimar Kemal İlkokulu müdürüne Atatürk’ün okulu ve öğrencileri ziyaret edeceği bilgisi verilmiş.
Okul Müdürü tüm öğrencileri bahçede toplayıp Gıslaved ayakkabıları, takunyalı ve çarıklı öğrencileri sınıflarına gönderirken, iskarpin ayakkabıları olan öğrencileri Atatürk’ün karşılanması için bahçede sıraya sokar. Atatürk okula ziyarete geldiğinde her gün gördüğü öğrencileri karşısında göremez ve ‘Nerede benim vatandaşlarım?.’ Diye sorar.
Çok zor durumda kalan okul müdürü durumu açıklamaya çalışır ama öğrenciler arasında yapılan ayrıma Atatürk çok kırılmıştır. Atatürk, “Beni vatandaşlarımla görüşmeme mani olmayın” der ve sınıflardaki tüm çocukları arkadaşlarının arasına katar ve onlarla uzun uzun sohbet eder.
Bu olay karşısında Atatürk ‘vatandaşlarım’ dediği öğrencilerinin aralarında ayrım yapılmasına kırgınlığını belirtir ve okuldan ayrılır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, öğrencilere neden ‘Vatandaşlarım’ dediğini anlamak için Osmanlı’daki ‘ümmetçiliğe’ bakmak yeterlidir.
Cumhuriyetle birlikte ‘Ümmetçilik’ dönemi son bulmuş ve artık ‘Vatandaşlık’ dönemi başlamıştı.
Atatürk, ülkedeki herkesin vatandaş olduğunu ve vatandaşlık bilincinin okuldan başlaması için öğrencilere asla ‘öğrenci veya talebe’ demez sadece ‘Benim vatandaşlarım’ dediği bilinir olmuştu. Gıslaved ayakkabılar ne kadar bizleri ‘ümmetçilikten’, ‘vatandaşlığa’ geçit yaptıysa, fesin kaldırılması sonrası fötr şapka Atatürk’ü ve memurlarını, normal şapka ise Atatürk ile birlikte Atatürk köylüsünü Cumhuriyetten bu yana ise Atatürk sevgisini taşımanın bir ölçütü olmuştur.
Atatürk'ün devrimlerine, Cumhuriyet’in kazanımlarına, değerlerine ve ilkelerine sahip çıkalım. Cumhuriyetimiz bu gün 86. Yaşında, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun.
*** 30 AĞUSTOS 1922 ZAFER BAYRAMINA GELİŞ… 19 Mayıs 1919 Atatürk'ün Samsuna çıkışı Türk Milletin yeniden yoktan var oluş mücadelesinin başlangıcıdır. Bu başlangıç 30 Ağustos 1922 günü yepyeni bir çağdaş tolumun doğuşu ve 9 Eylül 1922 ise genç Türkiye Cumhuriyetinin müjdecisiydi. Osmanlının 'Ümmet Toplumu' tok olmuş ve laik ve hukukun üstünlüğüne inanan yepyeni çağdaş ve dinamik bir toplum doğmuştur. Anadolu ve Trakya halkı buraya gelene kadar önce ülkenin ilhakını reddedip yurdun her köşesinde 'Redde İlhak Cemiyetleri' kurup dünyaya ilhakı kabullenmediğini haykırır. Sonra 'Müdafai Hukuk Dernekleri' kurup Kuvayı Milliye Hareketi etrafında birleşmişlerdir. Bu hareketler sonucu Misak-ı Milli sınırlar çizilip Atatürk'ün önderliğinde istiklal mücadelesi başlatılmış olup Sakarya, Dumlupınar Meydan Muharebeleri ve 9 Eylül'de İzmir'e 14 günde giren odunun istiklal mücadelesi biterken, kurulan genç Türkiye Cumhuriyetinin ekonomik mücadelesi başlatılmıştır. Mustafa'dan, Mustafa Kemal Atatürk'e 1881 yılında Selanik'te doğan Mustafa, nasıl Gazi Mustafa Kemal oldu.. 1881–1893 yılları arası Mustafa ismini taşıyan bu askeri ve siyasi deha, 1893–1916 yılları arası Mustafa Kemal ismini alıyor. 1916–1921 yıllarında Mustafa Kemal ismi ile anılır olur. 1921–1934 yılları arası Gazilik unvanı alır ve ismi Gazi Mustafa Kemal olur ve 1934 yılında Gazi Mustafa Kemal'e 'Atatürk' adı verilir o günden sonra Türk milletinin kalbinde Mustafa Kemal Atatürk olarak binlerce yıl yaşayacaktır AB ve ABD istese de.. İstemese de... Mustafa'dan Mustafa Kemal Atatürk'e kolay gelinmedi… Çanakkale Savaşlarında Almanları yanlış kararları ve komutanlık yapmasına tepki gösteren Atatürk, askerlerine 'Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum' dedi, Dumlupınar Medyam Muhaberesinde askerlerine farklı emir veriyor 'Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. O satıh tüm vatandır' 24 Ağustos'ta Ankara'dan Kocatepe'ye hareket eden Gazi Mustafa Kemal, Komutanlı Karargâhında şafakla birlikte saldırı emrini verirken '15 gün sonra İzmir'deyiz' der arkadaşlarına. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın 1 Eylül günü, Türk ordularına verdiği tarihi ve ünlü emri hepimizin hafızalarında yazılıdır: Paşa bu kez 'Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz ileri' der. Türk Ordusu 14 günde İzmir'e girdi ve arkadaşları Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın yanıldığını zannedip dayanamayıp sordular. Paşa, "Bakınız yanılgı nereden geliyor. Sadece bir gün yanılmışım ama bu kusur bende değil düşmanda" dedi. 30 Ağustos Zaferi gerçek bir mucizeydi. Bu savaşla, düşman kesin şekilde yenilmiş ve yok edilmişti. Bir toplum tüm emperyalist güçlere karşı galip gelmiş şimdi sıra ekonomik savaşı kazanmaktı.
Kurtuluş Savaşında Körfez Kurtuluş Savaşında Balıkesir yanında Edremit, Burhaniye, Havran, Büyükdere, Pelitköy, Altınoluk, Zeytinli ve Şekveren, (Çamdibi) Kızılkeçili'lerle birlikte diğer köylerden de katılan vatanseverler Edremit Kaymakamı Köprülü Hamdi Bey liderliğinde 172. Alay Komutanı Yarbay Ali Çetinkaya ile birlikte İzmir işgali esnasında Kuva-yı Milliye gücünü oluşturdular. Körfezden ilk kez Ulusal Güçleri (Kuva-yı Milliye) oluşurken vatan topraklarının ilhakının kabul edilemeyeceği sesleri yükselirken körfezde "Red-di İlhak Cemiyetleri" kuruluyordu. Bu oluşumlar sürekli Balıkesir liderliğinde yeni ve özgür vatan sınırlarının çizildiği Ankara'ya Mustafa Kemal Paşaya ulaşılıyordu. Havran bölüğünde Bölük Komutanı eski noter Hakkı Bey (Rahmetli Yalçın Kayalı'nın babası) yardımcısı Muharrem Kayalı (Muhlis Kayalı'nın amcası) yedek subay Mehmet Akif Bey (Süleyman Cansız'ın babası) Yedek subay Kemal Bey (Avukat Rıdvan Özaydın'ın babası)Yedek Subay Halil Efendi. Yedek Subay Fevzi Sözener'i (Havran'lı Şevket Kuleli'nin yeğeni) ise Ali Çetinkaya kendisine yaver (emir subayı) olarak alır. İşte bu bölgesel güçler Yunan çıkartmasını durdurur ve İstiklal Savaşının ilk anlaşmasını "Gömeç Çeşmesi Antlaşmasını" Yunanlılarla yaparlar. Bu gün 30 Ağustos 2007 85 yıl geçti ve biz o günleri hiç unutmadık ve unutturmayacağız. 26 Ağustos 1922 de Körfez halkına Yunanistan'dan 'Türk Soykırımı' emri…. Yunan işgali altında bulunan Edremit Körfez halkı 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz başlamasından bir gün önce körfezde bulunan Rum ve Yunanlı ahaliye Yunanistan tarafından bir mesaj gelir ve bu gelen emirde ilçe ve köylerdeki tüm Türklerin bir araya toplanıp toptan kesilerek imha edilmesi i,stenir. Bölgede büyük çoğunluğu temsil eden Türk ahaliye tam anlamı ile bir 'Soykırım' uygulanması istenir ve bunun hazırlıkları yapılmaya başlanır. Her şey hazırlanıp uygulama aşamasına gelindiğinde 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz başlar ve Yunan Ordusu tam bir bozguna uğrar ve kaçmaya başlar. İşte 30 Ağustos 1922 Dumlupınar'da Başkomutan Muharebesi kazanılması Edremit Körfezinde uygulamaya konulması emredilen 'Türk Soykırımının' artık tarihin sayfaları arasına kalmasını sağlarken Yeni bir Türkiye Cumhuriyetinin de doğuşunu müjdelemiştir. Yunanlıların 'Ön Asya Hezimeti' olarak ifade ettikleri bu savaşı asla unutmamışlar ve Ön Asya sevdasından da asla vazgeçmemişlerdir. Geçtiğimiz hafta Yunanistan'dan Bandırmaya gelen Yunanlı işadamlarının üye olduğu derneğin adı 'Ön Asya Derneği' olması biz neyi çağrıştırıyor acaba?. Yunan Kardeşliğini mi?. Tarihi ilerleyiş ve bölgede kurtuluş günleri
Ordu ve millet 85 yıl önce önderinin etrafında kenetlendi. Ordu, yaklaşık 14 gün içinde savaşarak 450 kilometre ilerledi ve İzmir'e vardı. 25 Ağustos 1922 Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey'e (Başbakan) ordularımızın yarın taarruza başlayacağını bildirdi. 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz başladı. (saat : 5:30'da topçu ateşi ile) 26 Ağustos 1922 İznik kurtuldu. 27 Ağustos 1922 Afyon kurtuldu. 30 Ağustos 1922 Dumlupınar'da Başkomutan Muharebesi kazanıldı. 31 Ağustos 1922 Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet Paşaların son durumu değerlendirmeleri ve Başkomutan'ın takip emrini vermesi. 1 Eylül 1922 Mustafa Kemal Paşa'nın Başkomutanlık emri: "Ordular! İlk Hedefimiz Akdenizdir. İleri!" 2 Eylül 1922 Yunan Başkomutanı Trikopis, Çalköy civarında esir alındı, Eskişehir kurtarıldı. 3 Eylül 1922 30 Ağustos Muharebesi'ne "Başkomutan Muharebesi" adı verildi. 3 Eylül 1922 Gazi Mustafa Kemal, Dumlupınar'dan Uşak'a geldi. 4 Eylül 1922 Yunanlılar Akşehir'i yaktı, Söğüt ve Kula kurtarıldı. 5 Eylül 1922 Bilecik kurtarıldı. 6 Eylül 1922 Bursa'nın Yunanlılarca işgal edilmesi üzerine, T.B.M.M. kürsüsüne örtülmüş olan kara örtü kaldırıldı. 6 Eylül 1922 Yunanistan'ın Anadolu ordularına Başkomutan olarak atadığı Polyemekalis İzmir'e geldi. 7 Eylül 1922 İtilaf Devletleri, Ankara Hükümetine başvurarak mütareke istediler. Yunanistan'ın Anadolu'yu boşaltmasını koşul olarak ileri sürdüler. 7 Eylül 1922 Yunanistan'da Hükümet istifa etti. Yeni kabineyi Kalogeropulus kurdu. 7 Eylül 1922 Burhaniye ve Aydın'ın kurtuluşu. 8 Eylül 1922 Havran ve Manisa'nın kurtuluşu. 9 Eylül 1922 Edremit veİzmir geri alındı. 10 Eylül 1922 Mustafa Kemal Paşa'nın İzmir'e girişi. 10 Eylül 1922 Bursa'nın kurtuluşu. 12 Eylül 1922 Akdeniz İngiliz Filosu Başkomutanı Amiral Brock, Ankara'nın İngilizlerle savaş halinde olup olmadığını, Gazi Mustafa Kemal'e mektupla sordu. Gazi Mustafa Kemal, 13 Eylül'de yanıt vererek, iki hükümetin siyasal ilişkiler kurabileceğini bildirdi. 13 Eylül 1922 Gazi Mustafa Kemal'in ulusa bildirisi. Ulusu kutlarken, İzmir'den, Bursa'dan, Akdeniz ufuklarından ordunun selamını bildirdi. 14 Eylül 1922 Mustafa Kemal'e "İzmir hemşehriliği" payesi verildi. 15 Eylül 1922 Ayvalık ve bazı kasabalar işgalden kurtarıldı. 15 Eylül 1922 İngiliz kabinesi aldığı kararla, Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya, tarafsız bölgeye saldırmaması için bildiride bulunmayı ve bir konferans toplanmasını öngördü. 17 Ağustos 1922 Türk birlikleri Bandırma'ya girdi. 18 Eylül 1922 İtilaf Devletleri, İstanbul ve Boğazlardaki tarafsız bölgelerin tarafsızlığına uyulması konusunda Ankara Hükümetine nota verdi. 18 Eylül 1922 Erdek ve Biga Yunan işgalinden kurtarıldı. "Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem (dünya) doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına bir zafer, boşa gitmiş bir gayret olur" diyen Atatürk, "Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız" sözleri ile Atatürk'ün emperyalizme başkaldırışının örneği… İNGİLİZLER, ‘KİMYASAL SAVAŞ’ KANITI İŞTE ‘İNGİLİZ CANAVARLIĞININ’ KANITI… ENVER DOLGUN / HAVRAN
Çanakkale Savaşında İngilizlerin 90 yıl önce içme sularına attıkları Kimyasal Silah sonucu Havranlı iki asker içtikleri bu zehirli sudan sonra gözlerini kaybedip, köylerine kör olarak dönen bir gazinin kızı 90 sene sonra bu sırrı ilk kez Star Gazetesine açıkladı. ÇANAKKALE’DE İNGİLİZLERİN ‘KİMYASAL SAVAŞ’ KANITI Balıkesir’in Havran ilçesi Tepeoba Köyünde oturan 80 yaşındaki Meryem Çakır Çanakkale Savaşına katılan babası gazi Mehmet Ersan’ın sağlam olarak gittiğini savaşta akan bir çeşmeden içtiği su nedeni ile asker arkadaşı ile bir süre sonra görme zorluğu çektiklerini, kör olduklarını söyledi. Askeri doktora çıktıklarını, doktorların akan pınar ve çeşme sularına bile İngilizler tarafından ‘Kimyasal Madde’ atılıp zehirlenmeler yaşandığını belirttiklerini söyledi. Havranlı Meryem Nine, babası ve asker arkadaşının bu zehirli sulardan içtikten sonra kör olduklarını ve doktorların tedavi edemediğini belirterek, savaş devam ederken kör olan babasının evine döndüğünü ifade etti. Bu gün kimyasal savaş yapıp ve katliam yaptığı gerekçesi ile ülkesini işgal eden, Devrik Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’ide yargıç önüne çıkaran İngilizlerin, Çanakkale Savaşı esnasında Türk askerine karşı ‘Kimyasal Savaş’ yaptıklarını ve çeşmelerin yanı sıra akan en küçük pınarlara bile bu zehirledikleri ortaya çıktı. İKİ ASKERİN SU İÇTİĞİ PINAR VE ÇEŞMELERE KİMYASAL MADDE ATILMIŞ
Tepeoba Köyünde ‘Laz Mehmet’ lakabı ile bilinen Çanakkale Savaşına katılıp gözlerini kaybedip gazi olan 19 yaşındaki Çanakkale Gazisi Mehmet Ersan’ın savaş esnasında komşu köyden olan Havran’ın Kozcağız Köyünden (Şimdiki ismi Fazlıca Köyü) Hafızın Mustafa ile birlikte nöbet tuttukları yerin yakınlarından akan bir çeşmeden içtikleri budan sonra görme bozuklukları başlar. Bir süre sonra tamamen görme duyusunu kaybeden iki asker doktorların raporu ile savaş esnasında köylerine gönderilir. Tepeoba Köyünde ‘Laz Mehmet’ lakabı artık gözleri görmediği için artık ‘Kör Mehmet’ diye anılır olur. İçtikleri çeşme sularının İngilizler tarafından zehirlediğini komutanları olan doktorları tarafından söylediğini ifade eden Mehmet Ersan’ın yaşayan kızı Meryem Çakır, “Babam sağlam olarak gittiği Çanakkale Savaşında, vatan savunmasında zehirlenip kör olarak döndü ve yaşamı hep karanlık içinde geçti. Babamın asker arkadaşı Kozcağız Köyünden (Şimdiki ismi Fazlıca Köyü) Hafızın Mustafa diyorlar oda susadıkları için ayni sudan içiyorlar ve oda babamla birlikte köyüne kör olarak evine döndü” dedi. MERYEM TEYZE’NİN SOSYAL GÜVENCESİ YOK VE HASTA… Havran’ın Tepeoba Köyünde ‘Laz Mehmet’ lakaplı Mehmet Ersan’ın 6 çocuğundan en büyük evladı olan Meryem Çakır’ın bu gün yaşayan 5 evladı ve 15 torunu var. Bu güne kadar gazi kızı olmasına rağmen hiç devlet yardımı almadığını, kendisine yaşlılık maaşı ve yeşil kart bile verilmediğini artık çok yaşlandığını söyledi. Yaşamından mutlu olduğunu ama kendisinin de hiçbir sosyal güvencesi olmadığını, ayaklarında ve boynunda yaşlılıktan dolayı ağrılarının arttığını ve doktora bile eş-dostlarının yardımı ile gidebildiğini belirten sevecen, güler yüzlü Meryem Teyze, “Biz fakir ve yoksul insanlarız. Evimizde ekmeğimiz yok ama ekmek dilimizde yok mu? Tatlı dilimiz ve misafir severliğimiz bize atalarımızdan en kıymetli mirastır” dedi. AYHAN, ÇANAKKALE SAVAŞLARINDA İNGİLİZLER KİMYASAL SİLAH KULLANDI. Bu güne kadar Çanakkale Savaşları konusunda verdiği birçok seminerlerde Çanakkale Savaşları kahramanlıkları anlatan, bu savaşta Türk askerinin başından geçen olayların zorluklarını, acılarını, çaresizliklerin yanı sıra mertlik ve fedakârlıklarını tüm gerçekleri ile anlatan Balıkesir Üniversitesi Okutmanı, Tarihçi-Yazar Aydın Ayhan, İngilizlerin yasak olmasına rağmen bu savaşta ‘Kimyasal Silah’ kullandığını anlattı. Türk milletinin Çanakkale’deki muhteşem direnişi, muazzam Çanakkale bekleyişleri, o zamanın insanlarının çektiği müthiş acılar unutuluyor. Suç geçmişi unutan bizlerde değil, bize geçmişi unutturanlarda...” diyerek toplumsal hafıza kaybına dikkat çekti. Savaşları, muhaceretleri, büyük acıları unutup katilleri affettiğimizi, bizi kardeş kavgasına düşürenleri ve Cumhuriyetin kuruluşunda çekilen cefayı bile unuttuklarını, unutkan bir millet olduğumuzu ifade eden Balıkesir Üniversitesi Okutmanı, Tarihçi-Yazar Aydın Ayhan, yasak olmasına rağmen Çanakkale Savaşlarında İngilizlerin Kimyasal Silah kullandığı bir gerçek olduğunu belirtti. Bu haberimizden sonra Meryem teyzeye devletin maaş bağlandığı bilgisi hepimizi sevindirdi.
1 Yorum - Yorum Yaz
|