|

Adil ERSAMUK ersamuk@gmail.com
DÜNYANIN EN BÜYÜK VE EN GÜZEL ANTİK KENTİ: EFES
EFES YAZI DİZİSİ-3 Geçen yazımda kaldığım Trajan çeşmesinden başlayarak anlatmaya devam edelim.
Trajan çeşmesini geçer geçmez yolun sağında Roma hamamı vardır.Efes’in en ilginç yapılarından biri olan Hamam Efeslilerin en çok vakit geçirdikleri yerlerden biridir. Öğleye kadar çalışan Efesliler ,öğle yemeğinden sonra doğruca günlük temizlik için hamama gelir ve günün önemli bir kısmını burada geçirirlermiş. Hamamlara giriş ücretli olup MS 3.yy kadar karışık banyo yapıldığını biliyoruz. Burada temel dayanağımız Roma imparatorunun MS 3.yy da yayınladığı bir yasaklama genelgesidir. Bu tarihe kadar kadın erkek karışık olarak banyo yapıldığı sonucuna varabiliriz. Bu kararın güçlenmekte olan Hıristiyanlığın etkisi ile alınmış olabileceği düşünülebilir. Esas olarak Roma hamamı 4 ana kısımdan meydana gelir.Giyinip soyunma bölümü,soğukluk,ılıklık, sıcaklık (göbek taşı) bölümleri.
Hamama gelenler hırsızlık çok olduğu için elbiselerini ve kıymetli eşyalarını beklemeleri için yanlarında bir esirle gelirlermiş. Soyunduktan sonra hemen sıcaklık bölümüne geçer yaklaşık 15-20 dakika terledikten sonra,elinde keskin bir strigil (kir kazıyıcı) olan bir hamamcı gelir tepeden tırnağa vücutlardaki kirleri kazır daha sonra soğuk su havuzuna dalar ve yıkanmak için ılıklık bölümüne gelirler.Burada tüm vücut zeytinyağı ile ovulur ve sıcak su dökerek zeytinyağının içindeki asitlerle vücutta kalan son kirlerde temizlenerek güzelce masaj yapılır ve daha sonrada kokulu yapraklarla ovularak güzel bir deodorant etkisi sağlanırmış.Bundan sonra giyinerek ikinci kattaki oturma ve sohbet bölümüne (şehir kulübü) geçer burada sohbet,politik tartışmalar yapılır ve isteyen şarap içer isteyense kestirme yapar dinlenirmiş. Görüldüğü gibi Yıkanmak Romalılar için günlük bir işlem ve zeytinyağı kullanımı nedeniyle Roma döneminde cilt hastalıklarında büyük bir azalma olduğunu biliyoruz. Burada akşam yapılacak sempozyum tespit edilir nerede yapılacağı ve neler tartışılacağı konuşularak kararlaştırılırmış.Sempozyumlar felsefi tartışmaların yapıldığı yemekli ve içkili toplantılardır.Hamamdan çıkışta hemen sağda ise Hadrian tapınağı vardır. BU tapınakta Roma İmparatoru Hadrian'ın şehri ziyaretinden önce yapılarak açılışı imparator tarafından yapılmıştır.
Roma imparatorları Tanrı olarak kabul edildikleri için bu kült için Roma senatosundan alınan özel izinle İmparator tapınımı için tapınaklar yapılırdı.Ön kemerde şehir şans tanrısı Tyke’nin rölyefi ,yan duvarlarda efsanevi kuruluş, tanrılar, amazonlar gibi rölyefler bulunur ve kült odasında ise imparatorun heykeli dururdu. Tapınağın hemen altında ise kent umumi tuvaleti vardır.Buraya da küçük bir ücretle girilirdi.Özellikle sabahları koyu dedikodu ve tartışmalar eşliğinde tuvalet kullanılır,zenginlerin evinde özel tuvaletleri olmasına rağmen bu hoş vakitleri kaçırmamak için onlarda buraya gelirlerdi.herkesin oturabileceği ayrı bir delik mevcuttu ve altta 3m derinliğinde devamlı akarsu bulunan bir kanal vasıtasıyla tüm atıklar limana taşınırdı.Önlerinde bulunan su kanalı ise her deliğin yanındaki ucuna sünger takılmış sopalarla tuvalet sonrası temizlik için kullanılırdı.Oturulan yerlerin üstünde yağmur ve güneşten korunmak için bir saçak bulunurdu.Tuvaletin ortasında kare bir havuz su sesi ile insanları sakinleştirirdi.Tuvaletin bir köşesinde ise iki müzisyen vardı.Bunların biri büyük zil diğeri ise çıkan sesleri kapatmak için flüt çalarlardı. Önümüzdeki dizide Celsus kütüphanesi ve geri kalan kısımları anlatarak bu diziyi tamamlayacağım. Hepinize en derin sevgi ve saygılar sunar sağlık ve mutluluk dolu bir yaşam dilerim. Adil Ersamuk
*** Yazı dizisi - 2 Geçen yazımı Herkül kapısında bitirmiştim.Şimdi oradan başlayarak turumuza devam edelim. Herkül kapısı iki sütundan oluşan bir kapıdır.sütunların Trajan çeşmesine bakan tarafında Herkül sırtında bir aslan postu ile gösterilmiştir. Herkül baş tanrı Zeus’un eşi Hera tarafından çıldırtılıp eşini ve çocuğunu öldürdükten sonra kendi canına da kıymak istemiş ancak arkadaşları engel olmuştu.Arkadaşları onu önce kehanet merkezi olan Delphi Apollon tapınağına göndermiş oradan da 12 yıl hizmet etmek üzere Kral Eruystheus’un emrinde çalışmak üzere gönderilmişti. Kral kendisine başarılması imkansız olan 12 görev vermiş Herkül’de bunları başarmış ve ölümsüzlüğe kavuşmuştu.Bunların ilki Nemea Halkını rahatsız eden çok büyük bir aslan’ın öldürülmesi idi. İşte kapının iki yanındaki sütunlarda rölyeflerini gördüğümüz sahne bu görevin tamamlanış sahnesidir.
Bu kapı kentin dini ve sosyal kesimlerini ayırırdı ve devamlı iki nöbetçi tarafından korunurdu.Nöbetçiler içeri girmek isteyen vatandaşların kimliklerini kontrol edip temiz olmayanları hamama gönderirlerdi.Esirler asla içeri sokulmazdı. Bu kapının 4.yy da buraya yapıldığı söyleniyor. Kapı çıkışının hemen sağında başı olmayan bir erkek heykeli vardır.biz rehberler gruplarımıza bu şahsın mesleğini tahmin etmelerini rica ederiz.Gelen yanıtlar avukat,hakim senatör vs ancak en çok politikacı cevabı gelir neden diye sorduğumda ise “politikacıların kafaya ihtiyacı yok” cevabı ilginçtir.
Aslında bu şahıs Dr. Alexandros’tur.Bulaşıcı hastalıklar şehirde salgın halindeyken bu doktor gece gündüz para almadan herkesi tedavi eder ve halk için elinden geleni yaparmış.Bu yüzden Efes şehir meclisi de onun heykelini Herkül kapısına dikerek onurlandırmış. Bu kapıdan çıkınca sağda ve solda üstü kapalı kaldırımlar ve dükkanların kapıları görülebilir.Rivayete göre bu dükkan sahiplerinden biri dükkanın yanına tahta bir fıçı yerleştirip üzerine “bedava küçük su dökebilirsiniz” yazısı yazmış. Bu dükkan sahibinin derici olduğunu ve idrarı deri tabaklamada kullandığını söyleyip yolumuza devam ediyoruz. Üzerinde olduğumuz Küretler caddesinin sağ ve solunda uzun kuru çubuklar görürsünüz .Bu çubuklar sadece antik kentlerin civarında yetişir ve adı “Nartex” tir.Prometheus’un ateşi Olympos dağından bu çubukla çaldığı ve insanların evlerine ateşi bu çubuklarla taşıdığı söylenir.İçi süngersi ,dışı ise sert olan bu bitkinin ne kadar kullanışlı olduğunu birini tutuşturup turun sonuna kadar taşır ve hala içinde ateş olduğunu gruplarımıza gösteririz. Yolumuzun sağında Efes’in en başarısız düzenlenmiş yapısı olan Trajan çeşmesi vardır. Orijinali 4m olan sütunları betondan 30 cm olarak yapmak hangi aklın ürünüdür ben yıllardır anlayamadım.Yetkililerden anlayan varsa lütfen bana da anlatsınlar. Efesin etrafında hala antik çağdan kalma 12 mermer ocağı mevcutken bunları kullanmayıp haydi mermerden yapmak zordu beyaz çimentodan yapmakta mı zordu diye sormadan geçemiyorum. Roma İmparatoru Trajan Efes’i ziyarete geleceğini bildirince şehir meclisi İmparator’a bir Çeşme yaptırıp onun adını verme kararı alır ve açılışı da İmparator yapar.Efeslilerde bir taşla iki kuş vururlar Hem İmparatorun gönlünü alırlar hem de şehrin su sorununu çözerler. Evet bu yazımı da burada noktalarken devam etmek üzere hepinize en derin sevgi ve saygılar sunar sağlıklı bir ömür dilerim.
Adil Ersamuk *** DÜNYANIN EN BÜYÜK VE EN GÜZEL ANTİK KENTİ: EFES yazı dizisi 1 Efes anlatılmaz yaşanır derdi antik çağ hocalarımdan biri.gerçektende haklı imiş. Efes’e kaç kere giderseniz gidin,tekrar gittiğinizde başka şeyler görüyorsunuz. Çünkü; EFES devamlı kazılıyor. Her gün yeni bulgular ortaya çıkıyor.
Eğer EFES’İ görmek isterseniz lütfen bir gününüzü ayırın ki her şeyi görebilesiniz. Efes bu satırlarda anlatılamayacak kadar büyük ve önemli bir kent.
Bir zamanlar tüm Anadolu’nun (Asia Minor) başkenti olmuş.Dünyanın en büyük bankalarından ve kredi merkezlerinden biri, aynı zamanda dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis tapınağına da ev sahipliği yapmış bir şehir.MS 1.yy da 250.000 kişinin yaşadığı tahmin ediliyor.
Kısaca Efes’in kronolojik tarihini vererek size kısa bir Efes turu yaptırayım. Efes’te meydana gelen tarihi olayları anlatmaya kalksam sayfalar tutar, buda bazı okuyucularımız için fazla gelebilirmi düşüncesi beni özet yazmaya sevk ediyor.gerekirse talep olursa tekrar yazarım.
Efesin kuruluşu (Leleg ve Karyalılar) MÖ.3000 İon göçleri MÖ.1000 Kimmer istilası MÖ.8.yy Lidya istilası (Karun) 2.Efes’in kuruluşu MÖ.7 yy Pers İstilası MÖ.546 B.İskender’in gelişi-Anadolu’da ilk tiyatrolar MÖ.334 İskender’in ölümü ve generallerini İmparatorluğu paylaşım savaşları MÖ.300 Lysimachos Anadolu ve Trakya’yı alıyor MÖ.280 Lysimachos 3.Efes’i kurup başkent yapıyor MÖ.275 Bergama Krallığı Romaya miras olarak III.Attalos tarafından bağışlanıyor MÖ.133 Pontus Kralı Mithridates Roma’ya saldırıyor Efes’te 80.000 Romalı öldürülüyor MÖ.88 Hristiyanlığın bölgede yayılması MS.1 yy başları Aziz Paıl Efes’te MS.53 Aziz Yohanna (John) ve Meryemana Efes’te MS.67 Aziz John Patmos’a sürgün MS.95 3.Efes Limanının dolmaya başlaması MS.6 yy Arap akınları MS.8 yy 4.Efes’in kuruluşu MS.8 yy Selçukluların Efes’i Fethi MS13yy Efes’teki hristiyanların Çirkince (Şirince) Köyünü kurmaları MS.13.yy KISA EFES TURU Efes’e genelde üst kapıdan girilip alt kapıya doğru yürüyerek başlayan turlar değişik sürelerde tamamlanır ancak normal bir efes turu 3 saat civarı sürer. Üst kapıdan girince sol tarafta su deposu ve şehre su taşıyan toprak borular yerinde görülebilir.Hemen yine solunuzda 2.Efeslilerin mezar olarak kullandıkları alan vardır.Sağa dönerek yürürsek solumuzda su boru yığınları ile sağ tarafımızda atriumlu ev ve yanındaki özel hamam görülür. Sütünların dibinde bugünkü tavlaya benzer mermere oyulmuş bir oyun görülebilir(etrafı demirli). Önümüzdeki küçük tiyatro-Odeon’a girip oturursak karşımızdaki düz alan devlet agorasıdır. Burası devlet eliyle yapılan ithalat ve ihracat merkezidir. Agora ile odeon arasında bazilical planlı geniş bir bina vardır.Burası bir tarafında ticaret mahkemeleri bir tarafında ise gümrük ofislerinin bulunduğu bir binadır. Uluslararası mahkeme bu binada olmalıdır (Adil Ersamuk-Living Ephesus)Odeon’un Prytaneon’a (Belediye binası) yakın olması buranın bir Bouleterion olduğu kanısını uyandırmaktadır. Bouleterionun üzeri kapalı ve kiremitli bir tavan ile örtülü idi. Oturma kapasitesi1300. buradan sağa dönüşle çıktığımızda bir kapıdan geçer geçmez dea Roma ve Sezar Augustus tapınakları tam köşede önümüze çıkar. Hristiyanların her yıl gelip burada tanrılara kendi bütçesine göre sunuda bulunarak Sezar benim Tanrımdır demesi gerekirdi. Eğer demezlerse yasak olan hristiyanlık dinine mensup oldukları anlaşılır ve cezalandırılırlardı.
Buradan ileri doğru devam edersek sağımızda Belediye binası ve önünde yanan kutsal ateşin bulunduğu yeri görebiliriz. Bu caddeye Küretler caddesi denir. Biraz ileride yokuşun başında yerde bazı izler vardır.Burası bir sütun üzerine konmuş geniş bir metal tabakta yanan zeytinyağı ile aydınlatılan bir yerdi. Gece Symposium’dan sonra yola çıkan sarhoşların ayağı sık sık tabağı tutan zincirlere çarptığı için sık sık yananlar olurmuş.Daha sonra tabağın içi kumla doldurularak sorun çözülmüş.
Yolda yürürken Efes’te meydana gelen depremler sonucu sık sık başka yerlerde kullanılan farklı sütunları aynı hizada görebilirsiniz. Dorik,İonik,korint ve kompozit (Roma tarzı) sütunları her yerde görebilirsiniz. Yolun altındaki açık alan Domitian meydanıdır.
Sol köşedeki Helenistik tarzdaki bina tanımlanamamış bir bina olup köşesinde ticaret tanrısı Hermes’in kabartması ve sembolünü görebilirsiniz. Burası hastane değildir.Meydanın altında uçan tanrıça (zafer tanrıçası) Nike nin kabartmasını görebilirsiniz. Sağ köşede ise Memnius anıtı yer alır. Biraz aşağıda ise iki sütun arasından geçilen Herkül kabartmasının bulunduğu Herkül kapısı vardır. Burası Efes’in en güzel fotoğraf alınabilecek noktasıdır. Burada fazla uzatmadan devam etmek üzere en derin sevgi ve saygılarımı sunarak sağlıklı günler dilerim. Adil Ersamuk *** FOÇA’nın KURTULUŞU Foça’nın kurtuluşu savaşın son harekatların yapıldığı günlerdir. Bir yandan Çeşme yönünde harekat devam ederken bir yandan da Türk askeri 11 Eylül’de Foça’yı kurtarmak için harekat yapıyordu. Kurtuluş savaşını anlatan ciltler doludur eser yazıldı her gün yapılan yeni araştırmalar ve bulunan belgeler ışığında yenileri yazılıyor o yüzden fazla detaya girmeden özetle savaşın son günlerini ve önemli bir anımı naklederek yazımı tamamlamak istiyorum.
Büyük taarruz öncesi Türk kuvvetleri Yunan kuvvetlerine yakın sayıda idi ama kesin zafer için en az 2-3 misli kuvvet gerekli idi. Büyük taarruz öncesi Eskişehir cephesinden bazı birlikler ana kuvvetlere gece yürüyüşü ile katılmıştı. Atatürk saldırı planını açıkladığında bazı ordu komutanları itiraz etmişler ancak emri aynen yerine getirerek büyük bir başarı elde edilmiştir. Yunanlıların İzmir cephesinde yeniden toparlanmasını önlemek üzere yapılan bir gece harekatı vardır ki savaşın kazanılmasını adeta pekiştirmiş ve kolaylaştırmıştır. 1972 yılında İstanbul’da 45 gün emir subaylığını yapmış olmaktan gurur ve şeref duyduğum Orgeneral Fahreddin Altay’ın bana naklettiği olayı sizlerle paylaşmaktan dolayı ayrıca mutluluk duyduğumu belirtmek isterim. Büyük taarruz öncesi kendisi süvari kolordu komutanı olarak Atatürk’le görüşerek süvarilerin bir bölümü ile gece dağlardan geçerek düşman birliklerinin kaçış yollarını çevik ve cesur süvarilerle kesmeyi önerdiğinde Atatürk şu cevabı vermiş.”Paşa çok güzel bir fikirde, atların nal sesleri duyulursa zor durumda kalmazmısınız? Fahreddin Altay paşanın cevabı ise şu;”Paşam atların nallarına keçe ve kumaş bağlayarak seslerin duyulmasını önleyebiliriz. Bunun üzerine Atatürk harekatın yapılmasına izin verir ve gece çok zahmetli bir yolculuktan sonra sabaha karşı harekat başlamadan süvariler düşman gerisindeki yerlerini alırlar. yeterince keçe bulunamadığı için bazı süvarilerin atların nallarına kendi elbiselerini keserek bağladıklarını anlatmıştı bana gözleri dolarak. Büyük taarruzun tek şansları olduğunu bilen Türk kuvvetleri öyle bir şevkle saldırdılar ki Yunanlıların dayanabilmesi imkansızdı. Süvarilerin Yunan birliklerinin şaşkınlığından istifade ederek saldırıp ordularının arkasında bozguna neden olması Yunanlıları iyice şaşkına çevirmiş. Bozgundan sonra Türk ordusundan kaçarken yaptıkları tek şey her yeri yakıp yıkmak ve tren raylarını söküp tren ile ulaşımı engellemekti. Burada savaş sonrası Uşak’ta meydana gelen iki olayı anlatmadan geçemeyeceğim. Esir alınan Yunan general ve üst rütbeli subaylar Uşak’ta bir konakta misafir edilmektedirler. En üst rütbeli general görevli yüzbaşıyı çağırarak konağın harap olduğunu kendilerine daha iyi bir yer vermesini istediğinde yüzbaşı derki; sayın misafirimiz siz gelmeden önce bu konak sapasağlamdı. Şimdi yıktığınız konakta oturmaya devam edeceksiniz” der ve çıkar.
Bir müddet sonra esirlerin Ankara’ya güvenlik nedeniyle nakledilmeleri emri gelince yapılan aktarmalı ve yürüyüşlü nakil programını anlatan yüzbaşıya esirler bu yürüyüşleri yapmayız deyince ,tren yollarını kim tahrip etti? Kendi tahrip ettiğiniz yollardan mı şikayet ediyorsunuz? Yürüyeceksiniz der ve nakil tamamlanır.
Kurtuluş savaşı konusunda beklide söylenecek en güzel söz Atatürk’ünde kurtuluş savaşını ben yaptım ama destanını o yazdı dediği Nazım Hikmet’in Kurtuluş savaşı destanındaki en sevdiğim bir kıtayı sizinle paylaşarak bitirmek olsa gerek. NAZIM HİKMET’İN KURTULUŞ SAVAŞI DESTANINDAN
kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe’den dünyanın en yıldızlı karanlığını. Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu. ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel ve rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü. Paşalar onun arkasındaydılar. O, saati sordu. Paşalar: “üç” dediler. Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. Bıraksalar İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı. Foça’nın kurtuluş gününü en içten sevgi ve coşkuyla kutlar hepinize sağlık mutluluk ve gönlünüzce özgürlükler dilerim. Adil Ersamuk *** KARATAŞ EFSANESİ
MERHABA Bugünkü yazımın konusunu Foça’ya ayırmayı uygun buldum çünkü, yaşadığımız kenti ve coğrafya’sını bilmemizde yarar olduğuna inanıyorum. Önümüzdeki yıl inşallah FOÇA konusunu konferans ve workshoplarla daha detaylı inceleme imkanımız olur. Tabii kamu ve özel kuruluşların desteğini de alabilirsek Foça için yararlı bir kitap hazırlayabiliriz , bunu da belki eğitime destek belki başka hayır amaçları ile kullanabiliriz.
Foça’yı anlatmaya başlamadan halk arasında çok bilinen bir Karataş efsanesi vardır ve Foça’yı Karataş efsanesinden ayrı anlatmak hemen hemen imkansızdır.O yüzden önce şu meşhur Karataş efsanesini bilmeyenler için kısaca anlatıp sonra tarihe geçelim.
Yaklaşık 150 yıl kadar önce küçükdeniz’ de yaşayan balıkçı Panayot ve eşi Eleni mutlu bir ömür sürerlermiş. Panayot her gün balığa çıkar balıkları satıp kahveye gelir, dost sohbetleri edilir vakit günbatımına yaklaştı mı ikişer kadeh rakı içilir ve herkes evine mutlu bir şekilde dönermiş Kimse sıkıntıya düşürülmez,dostlar hemen yardıma koşarmış. Panayot Hıristiyan olduğundan Pazar günleri kilisedeki ayini kaçırmaz eşiyle birlikte katılırmış. Büyükdeniz de ise balıkçı Hüseyin ve eşi Hatice diğer insanlar gibi gayet mutlu imişler. Hüseyin’de Panayot gibi yaşamını balıkçılıkla kazanır iyi havalarda denize açılır, kötü havalarda ise ağlarını ve kayığını tamir eder eksiklerini giderirmiş. Hüseyin de inançlı biri olarak her Cuma namaza gider ama keraat (içki saati) vakti geldi mi deniz kenarında iki tek atmadan eve gitmezmiş.
Bir gün iki balıkçıda birbirinden ayrı balığa çıkmışlar ancak öğleden sonra deniz kabarmaya fırtına kuvvetlenmeye başlayınca geri dönmeye karar vermişler ancak Panayot’un teknesinin motoru çalışmamış ve sürüklenmeye başlamış. Hüseyin bunu görünce hemen yaklaşıp halat atmış ve Panayot’un teknesini yedekte küçük limana selametle getirip bağlamışlar.
O günden sonra dostlukları artmış ve ailece görüşmeye başlamışlar. Zaman ilerler ve Panayot’un karısı eşine hamile olduğunu söyler. Tesadüf bu ya Hüseyin’in eşi de hamile kalır ve birbirine yakın tarihlerde doğum yaparlar. Panayot oğluna Talasa (deniz) adını koyar, Hüseyin ise kızına Deniz ismini uygun bulur. İkiside Deniz olduğundan Foçalı lar Talasa’ya oturdukları yerden dolayı küçük deniz, Hüseyin’in kızına ise büyük deniz derler. Çocuklar birlikte büyüyüp ergenlik çağında birbirine aşık olurlar ve bugünkü Köprübaşına gelip oturur ve sohbet eder, gelecekleri hakkında planlar yaparlarmış. Bir gün aşklarını ailelerine açmaya karar verip her ikiside evlenmek istediklerini söyleyince itiraz gelmemiş ve nişan yapılmış.
Ancak Talasa babası gibi balıkçı olmak istemediği için İzmir’e çalışmaya gitmiş ama bir daha geri dönmemiş. Deniz hasretten yatağa düşmüş ve verem olarak yaşama veda etmiş. Çocuklarını kaybeden iki aile ise köprübaşında oturdukları Karataş civarını düzenleyip herkesin geçebileceği bir yol haline getirmişler. Amaçları buradan geçen herkesin Foça' ya aşık olup tekrar gelmesi ve Foça da mutlu bir yaşam sürmeleri imiş. Bugün kaybolan bu Karataş’ın nerede olduğu bilinmiyor ama kanımca Foça’nın her yeri Karataş. Herkes bir küçükdeniz ve büyükdeniz ve Foça tüm zamanlarda olduğu gibi aşıkları sinesinde barındırıp onları mutlu etmek için elinden geleni yapıyor.
Hepinize sağlık, mutluluk ve aşk dolu bir yaşam dilerim sevgiyle ve mutlu kalın. Adil Ersamuk *** Sevgili dostlar, MERHABA. Geçirdiğim bir ev kazasının ardında dizime atılan dikişler ve kemiklerin zedelenmesi neticesinde sol dizim epeydir yürümemi engelliyordu. Şükürler olsun dün dikişler alındı biraz daha iyiyim. Sizlerden ayrı olmak ne kadar zormuş meğer. Uzun yıllar Amerika’ lıların Aegean Breeze-Ege esintisi gazetesinde bazen bir bazen iki sayfa tutan haftalık TURİZM-TARİH-MİTOLOJİ konularında yazılar yazarken yakın dostum olan gazetecilerden onların gazetelerinde de yazı yazmam için defalarca talepte bulunulmuştu ama ben asla profesyonel olarak yazmak istemedim.
Foça Haber’i onun için çok seviyorum ve istediğim gibi yazıyorum. Değerli alanları fazla kullanmadan bugün sizlere Anadolu’mdan kısaca kronolojik olarak hangi medeniyetlerin geçtiğini hatırlatmakta yarar olduğunu sanıyorum. Bireysel gezilerimizde kısa bir Internet araştırması yaparak bilinçli olarak yöreleri gezebilirsiniz. Anadolu’da Tarih Truva ile başlar dersek yalan olmaz. En önemli olayların geçtiği üzerine destanlar yazılan ve mitolojide önemli yer ayrılan ,gerçek Anadolu medeniyeti olan Truva ileride uzunca anlatacağımdan sadece kısaca bahsederek geçiyorum
Anadolu'nun ilk önemli medeniyeti Hititler'dir (Etiler) . Hititler Çorum yakınlarında kurulmuş başkenti Hattuşa olan bir imparatorluk idi. Bugün büyük tapınak, şehir surları, yer kapı ve diğer kapılar, saray ve aşağıda dünyanın en eski asma köprüsü ve yazılı kaya'daki duvar kabartmalarını görebilirsiniz. Bu imparatorluk MÖ 2000 (1900) ila 1200 yılları arasında yaşamıştır. Van ve Güney Anadolu bölgesi ise Urartu’ların medeniyet etki alanıdır. Çavuştepe en önemli yerlerden biridir. Türkiye’de Urartu'ca bilen tek kişi-Arkeologların dışında –burada görevli olan kişidir. Etkili olduğu dönem MÖ 900-600. Polatlı’nın 17 km dışında bulunan ve tüm dünyada kralları “tuttuğu her şeyi altına çeviren ve” eşek kulaklı Midas” sayesinde tanınan Frigya dır. Kral Midas’ın Tümülüs mezarı müzenin karşısında olup antik kent Gordion’da kazılar devam etmektedir. Etkili dönem MÖ 750-300.
Yine dünyanın en zengin kralı Karun sayesinde tanınan Lidya krallığı batı Anadolu medeniyetleri içinde önemli bir yer tutar ve başkentleri Sardes (Sart) Salihli ye çok yakındır. Etkili Dönem MÖ 600- MS 1.yy. Likya ve Karia medeniyetleri aynı dönemdendir. Batı Anadolu Karia bugünkü Bodrum merkezlidir (Halikarnassus) MÖ 1000 yılından başlayıp 12 İon kentinin kuruluşu ile şekillenen Batı Anadolu uygarlıkları B.İskender’in geliş tarihi olan MÖ 334 yılına kadar devam eder. MÖ 546 yılındaki Pers istilasını da saymakta yarar var. MÖ 334 ile Roma İmparatorluğunun kuruluş tarihi olan MÖ27 yılına kadar devam eden döneme de Helenistik dönem diyoruz ama bunun yunanlılarla bir ilgisi yoktur. Dönemi başlatan Makedonya Kralı Büyük İskender olup, tamamen onun şekillendirdiği bir imparatorluk meydana gelmiştir. Roma dönemi özellikle bıraktığı önemli tarihi ve kültürel eserlerle detaylı olarak anlatılmayı hak ediyor. Helenizm konusunda itiraz edenler olabilir.
Bazı rehber meslektaşlarımdan da itirazlar geliyor ama ben görüşümde ısrarlıyım kurulan bu medeniyet bir Makedon egemenliğidir. Dönemin konuşulan dilinin Grekçe olmasının dışında döneme hiçbir katkısı olmayıp iddia edilenin aksine bir Makedon oryantal karışımı medeni bir olgu meydana gelmiştir. Yazmamı istediğiniz konuları lütfen mail adresime bildirirseniz memnuniyetle o konuyu işlerim Bunların her birini ayrı bir konuda ileride tartışmak üzere hepinize sevgi ve saygılar sunarak mutluluk ve sağlık diliyorum. Not. Burada çok özet bir bilgi verdim. Kapadokya, Pontus, Pamfilya, Klikya, Paphlagonia, Thrakia, Bizans uzun uzun anlatılacak konular olduğu için burada fazlaca değinmeden geçtim. Adil ERSAMUK ersamuk@gmail.com ♦♦♦ MERHABA
Yeni çıkan 3G teknolojisi eğer sitelerde de olsaydı bugün yazıma yüzümde kocaman mutlu bir gülümseme ile çıkar herkese kocaman bir MERHABA diyerek başlardım sözlerime. Merhaba,günaydın diyebilmek hayatımın hiçbir döneminde bugünkü kadar zor olmamıştı.Neden kimse selam vermiyor,birbirini görmezden geliyor? Toplum olarak bu kadar biri birimize değecek kadar yakınken aramızda neden kilometrelerce mesafe var,birbirimizi neden sevmiyoruz,hatta neden kendimizi sevmiyoruz? Bir merhaba bir gülümseme neden unutulup sanki başka diyarlara gitti.Toplumumuzun mayası sevgi ve dostluk üzerine kurulu iken neden birbirimize yabancılaştık. Bunun teknoloji ile gelen TV ,Internet ve eğitimdeki eksikliklerin ve bilerek kaldırılan felsefenin ve daha nice sebebin herkesçe bilindiğinin farkındayım . Yıllar önce sabah sporu için çıktığım sahil yolunda yaşlı, bastonuna dayanarak, elinde minik bir çiçekle zorlukla iskeleye yürüyen yaşlı bir bey yüzünde içten bir gülümseme ile öyle candan bir “merhaba “dedi ki şaşkınlıktan sadece başımı sallayıp geçtim.birkaç gün sonra tekrar karşılaştık yine aynı selam gelince bende aynen karşılık verdim ve hemen kendime sordum.Ben neden aynı şeyi yapmıyorum diye.Hemen ilk gördüğüm kişiyi selamlayarak tüm spor yapanlara selam vermeye başladım.Bir müddet sonra gördüm ki başkaları da birbirine selam veriyor.Selam verme adeta herkesin severek yaptığı bir rutin haline geldi.Gülümseme ve merhaba size ; Hiçbir şeye mal olmaz Karşınızdakini mutlu eder Dostluk ve sevgiyi arttırır Topluma sevgi tohumları eker En büyük depremlere dayanıklı köprüler kurar Mutsuzları mutlandırır İçinizdeki sevgi ateşini coşturur Haydi sevgili dostlar gelin bugünden başlayarak tüm tanıdık, tanımadık insanlara gülümseyerek bir merhaba diyelim . Göreceksiniz ki sizin başlattığınız bu sevgi kıvılcımı tüm kenti saran çiçek bahçelerine dönüşecek.Daha mutlu bir toplum yaratma yolunda önce kendimizi ne kadar sevdiğimizi söyleyerek bunu tüm topluma selam ve gülümseme ile aksettirmeye başlamanın sizce de tam zamanı değil mi ? Özellikle yazlıkçıların yoğun olarak yaşadığı Foça da bunun çok daha kolay olacağını biliyorum. Hepinize sağlık ve mutluluk dolu günler dilerken yüzünüzdeki gülümsemenin ömür boyu sürmesini en içten duygularla diliyorum ve sözümü yine gülümseme için söylenmiş güzel bir vecize ile bitirmek istiyorum “Bir gülümseme için hiç kimse, ona ihtiyaç duymadan yaşayacak kadar zengin ve kuvvetli değildir.” Adil Ersamuk ♦♦♦
MERHABA DEĞERLİ DOSTLAR, Geçen yazımda İstanbul’un sırlar ve güzelliklerle dolu bir kent olduğundan bahsederek size ilginç geleceğini umduğum Pera Palas’ın gizlerinden bahsederken, Atatürk’ün 1934 yılında Yunan başbakanı Venizelos tarafından Nobel barış ödülüne aday gösterildiğini bildiren belgeden bahsetmeyi unuttum, affınıza sığınırım.
Bugün bir başka ilginç nokta olan Ayasofya’dan bahsetmek isterim. Ayasofya maalesef birçok ziyaretçi tarafından sadece görülerek geziliyor.Sadece mozaikler hakkında bilgi almak bile yeterli kaldı ki turu saatlerce süren bir önemli müzemizdir. İnşaatı MS 532-537 yılları arasında tamamlanan Ayasofya o gün için dünyanın en büyük kilisesi idi. Ayrıca ilk defa kubbeli bir kilise (Roma’daki Panteon’dan sonra ) inşa edilmiş ve Bizans İmparatoru jüstinyen içeri girdiğinde ”Süleyman seni geçtim “diye bağırmıştır. Bugün inşa edilmeye kalkılsa 150 milyon dolara mal olacağı tahmin ediliyor.100 usta ve 10.000 işçinin çalıştığı Ayasofya asırlar boyu tüm dünyanın hayranlık ve takdirine mahzar olmuş bir mimari şaheserdir. Konumuz sadece Ayasofya’nın sırları olduğu için sizleri detaylarla sıkmadan konuya geçeceğim. İnşaat esnasında bir akşamüzeri genç bir çocuğu alet edevata bakması için inşaatta bırakıp herkes yemeğe gider. O sırada beyaz elbiseli ve ak sakallı bir ihtiyar gelip ustaların nerede olduğunu sorunca , çocuk yemeğe ve dinlenmeye gittiler der. Bunun üzerine yaşlı adam tanrının evinin inşaatı sürerken ne dinlenmesi herkesi çağır deyince ben aletlere bakıyorum diyen çocuğa yaşlı adam sen git sen gelinceye kadar ben beklerim der. Çocuk usta başını bulup durumu bildirince olay garip bulunduğundan hemen imparator’a haber verilir. Bunun bir melek olduğundan emin olan imparator, çocuğun ailesiyle beraber şehri terk etmesini ve asla geri gelmemesini emreder ve gönderilir. Melek’in o günden beri Ayasofya’yı beklediğine inanılır. Ayasofya'nın altı tüneller ve dehlizlerle doludur. Bizans'ın gizli teşkilatının burada faaliyet gösterdiği ve Ayasofya’dan kaçış yolları olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Four Seasons otelinin inşaatı sırasında ortaya çıkan bir tünelin Ayasofya’nın altına girdiği görülmüştür. Ana kapının tahtalarının Nuh’un gemisinin tahtalarından yapıldığı söylenir. İsa’nın çarmıha gerildiği kutsal haç Kudüs’e giderek Büyük Konstantin’in annesi Helena tarafından Konstantinopolis’e getirilmişti Bu arada başına konan dikenli haç , elbisesi, mezar taşı ve kanının da 1204 yılına kadar Ayasofya’da bulunduğunu biliyoruz.1204 yılında Haçlı' ların işgaline uğrayan Konstantinopolis tam anlamıyla yağma edilmiş tüm değerli eşyalar Avrupa'ya götürülmüştür. Meryem Ana’nın Ayasofya’da bir rahibe göründüğü anlatılmaktadır. En değerli mozaiklerden biri olan “Deesis” – Yakarış mozaiğindeki figürün İsa olmayıp Niğde Kemerhisarlı (Tyana) Apollonius olduğu söylenmekte ve 11 işareti İsa’nın sağ kaşı üzerinde açıkça görülmektedir. Ayasofya 6 yüzyıl için çok ileri bir teknoloji sayılacak deprem göstergeleri ile donatılmıştır. Büyük taş bloklarının birleştiği noktalara papyon şeklinde camlar çimento ile tutturulmuş olup deprem anında sallanan blokların camları kırılıyordu ve ustalarda o bölgeyi açıp gerekli tamirleri yapıyorlardı. Bugün bu sistem üzerine elektronik alıcılar bağlanarak yine kullanılmaya devam edilmektedir. Alt katta bulunan delikli sütunun ilginç bir hikayesi vardır.İnşaat esnasına bir gün Jüstiyanus gelir , yorgun ve hasta olduğu için bu sütuna yaslanır ancak bir müddet sonra iyileştiğini görüp durumu mimarlara anlatır. Bunu duyan halk bir mucize umarak buraya şifa bulmak için hücum eder. Bu arada sütunda parmaklarını bastırdıkları noktada bir çukur oluşmaya başlar buradaki nemin göz hastalıklarına iyi geldiği haberi yayılınca bunu önlemek için önce yasaklarlar ancak kimse dinlemez.Bunun üzerine bu sütunun alt kısmı bronz bir levha ile kaplanır ancak insanlar asırlar boyu bronz levhayı da delerler.
Bugün parmağınızı deliğe sokup 360 derece döndürebilirseniz dileğinizin yerine geleceği söylenir ancak bunu sadece rehberler yapabilir. Çünkü onlar gruba bakarak parmaklarını deliğe sokar daha sonra arkalarını dönerken 180 derece avantajla daireyi tamamlarlar. Giderseniz artık nasıl yapıldığını öğrendiğinizden sizde bir dilek tutabilirsiniz.
Tüm dilekleriniz gerçek olsun. Bütün dileklerinizin gerçekleşeceği barış ve sevgi dolu bir dünyada yaşamanızda benim en içten dileğimdir. Adil Ersamuk ♦♦♦ MERHABA SEVGİLİ DOSTLAR Bugün ne yazacağıma karar vermeden gazete ve köşe yazılarını okudum ve gördüm ki vaziyet karmaşık. Gerek ekonomi gerek siyasi arena toz duman. Herkesin canı burnunda. Memleket sorunlarının hangisine baksan uzmanlar bile anlaşamıyor. O zaman bende haddimi aşmadan sizi biraz rahatlatacak bir şeyler yazayım. Cumhuriyetin ilk yıllarında karayolu yaptırmak için Amerika’ dan mühendis getirilmiş yol yapılıyor.Mühendis yakındaki bir tepede çalışan bir grup köylünün ne yaptığını merak edip birini çağırtıp soruyor.
-Ne yapıyorsunuz? -Yol yapıyoruz. -Nasıl yapıyorsunuz? -Eşeği yokuşa sürüyoruz. O en kısa yoldan gittiği için bizde o yolu düzeltip yol yapıyoruz. - Peki eşek olmayınca nasıl yapıyorsunuz diye sorunca Amerikalı mühendis cevap geliyor. - O zaman Amerika dan mühendis getiriyoruz. Türk insanı nüktedandır ve hiç ummadığınız anda öyle bir cevap verir öyle bir söz söyler ki şaşıp kalırsınız. Bu yüzden köylünün bir adı da çarıklı erkanıharptır.
İstanbul’u çoğunuz ziyaret etmiş ve görmüşüzdür ama Pera Palas otelinde bir Atatürk odası olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Atatürk gerek işgal yıllarında gerekse sonrasında Pera Palas’ta kalmıştır. Bir akşam restoranda otururken, işgal kuvvetleri komutanı, Atatürk’ü garsona göstererek kim olduğunu sorar. Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal deyince, emir subayını gönderip Atatürk’ü masasına davet eder. Atatürk ;siz burada misafirsiniz yakında gideceksiniz. Söyleyin benimle görüşmek istiyorsa kendisi benim masama misafir olsun deyince general Atatürk’ün masasına gelip oturur.
1929 yılında Atatürk’ü ziyaret eden bir Hint mihracesi kendisine ipek bir halı hediye eder. Ve bu halının kendisinin ölüm günü ve saatini gösterdiğini söyler. Halının üzerinde 10 adet Kasımpatı ve 09.07 yi gösteren bir saat vardır. Atatürk hurafelere inanmadığı için halı bir kenara konur. Ölümünden sonra ilgililer halıyı çıkarıp bakarlar ve saatin iki dakika yanlış gösterdiğini dolayısıyla tahminin yanlış olduğunu mihrace’ye bildirirler. Ancak gelen cevap ilginçtir. Kalp 09.05 te durmuş ancak ruhu bedenini iki dakika sonra terk ettiği bildirilmiştir. Dünyaca ünlü yazar Agatha Christie 11 gün ortadan kaybolmuştu ve kimse nerede olduğunu bilmiyordu. O süre içinde Pera Palas’ta kaldığı söyleniyor. Amerika' lı bir kahin kaldığı 411 no'lu odanın süpürgeliğinin arkasında bir anahtar olduğunu söyler anahtar bulunur. Bu Agatha Christie’nin anılarının saklı olduğu kutunun anahtarıdır.Kahin anahtarı Amerika’ya ister, elinde tutunca kasanın yerini söyleyecektir. Ama anahtar gönderilmez kahin çağırılır. O sırada otelde uzun bir grev başlar ve olay böyle kapanır.
İstanbul sırlar ve gizemlerle dolu bir kent. Bir dahaki yazıda devam etmek üzere hoşçakalın Adil Ersamuk TARİHİ İLE BARIŞIK YAŞAYABİLMEK
Dünyanın en büyük açık hava müzelerinden olan ve değişik uygarlıkların yaşamış olduğu Anadolu’muz dünyanın hiçbir ülkesinde bulamayacağınız güzelliklere sahiptir.Tarih,coğrafya,sanat,arkeoloji,doğal güzellikler hasılı ne ararsanız bulabileceğiniz ve üzerinde dört mevsimi yaşayabileceğiniz bir ülke. Yukarıda bahsettiğim zengin tarihi mirasın küçük bir parçası herhangi bir batı ülkesinde olsa onu en nadide bir köşede sergiler ve değerlendirirler. Bizde neden böyle olmuyor? Çünkü bizde çok. Bugüne kadar ülkemizden çalınan ve kaçırılan tarihi eserlerin sayısı tam olarak bilinmiyor çünkü halkımız tarihinin değerini bilmiyor. Bu bir eğitim sorunudur. İlköğretim öncesinden başlayarak tarih ve kültür bilincinin gençlerimize mutlaka aktarılması lazım. Gençlerimiz her antik kentin her tarihi ve kültürel kalıntının değerini çok iyi öğrenip onun ne anlam ifade ettiğini kavrayacak şekilde yetiştirilmelidir. Bugün hala antik kentler civarında eserleri yabancılara satmak isteyenlere sıkça rastlanmaktadır. Dünyanın en büyük antik kenti sayılan Efes’ te ziyarete gelen farklı eğitim seviyelerinden Türkleri görmek gerçekten umut verici bir gelişmedir. Vatandaşın bu ilgisi desteklenmeli (giriş ücretleri indirilmeli) ve her antik kenti tanıtan Türkçe panolar yerleştirilmeli ayrıca gezilen her noktada işaretleme yapılmalıdır. Özellikle antik kentlere yakın yerleşim yerlerinde gençler boş zamanlarında buralarda gönüllü olarak çalışmalı ve yapılan işin ne kadar önemli olduğunun bilincine varmalıdır. Foça bu kentlere en güzel örnektir. Antik kalıntıları ortaya çıkarmaya çalışan bence kahraman insanlar her türlü zorlukla mücadele etmek durumundadırlar. Bakanlık tan başlayarak herkes adeta önlerini kesmek çalışmalarını durdurmak için gayret etmektedir. Bu yaklaşımın artık terk edilerek kazı ekibine herkesin elinden gelen yardımı yapmada yarışması gereklidir.hiçbir şey yapamıyorsanız bari zorluk çıkarıp engellemeyin. İzmir Büyükşehir belediyesi ve İzmir ticaret odasının İzmir deki kazılara sağladığı destek her türlü takdire şayandır. Diğer tüm belediyelere örnek olmasını ummak isterim. Bu cümleden olarak modern Foça’nın altında yatan antik Foça’nın tarihi ve kültürel değerlerinin ortaya çıkarılmasında elbette bazı zorluklar ve sıkıntılar olacaktır ama binlerce yıllık bir tarih içinde bu güzelliği yaşamaya değmez mi? Birkaç yüz metre içinde karşınıza çıkan antik kentin kalıntılarıyla bütünleşmiş bir eski Foça herhalde dünyada bir ilk olur eğer başarılabilirse. Viyana’da roma kalıntılarının yaklaşık 50-60 metre karelik bir alanda üzeri kalın camla örtülerek sergilenmesi tüm ziyaretçilerin hayranlık ve takdirlerini toplamaktadır. Eski Foça-Phocae bileşimi bir kentte vatandaş olmayı hayal edebiliyor musunuz? En büyük ilgiyi sanıyorum Foça’nın kurduğu koloni olan Marsilyalılardan ve Fransızlardan görecektir. Bugünkü turist sayısını 2 ye 3 e katlamış bir Foça' yı düşünebiliyor musunuz ? Birkaç turizm fuarında görünen Foça tanıtım standları insanların ilgisini Foça üzerinde yoğunlaştıracaktır. Foça tüm STK' ların ve vatandaşların katılımının sağlandığı bir laboratuar olabilir. Bu günden tezi yok herkes elele verip antik ve modern Foça'nın mümkün olduğunca geniş bir alanda birlikte gezilip görülebileceği ve yaşanacağı bir kent olması için elinden gelen gayreti göstermelidir. Yolunuz uzun ve zorlu ama bunun sonundaki başarıyı görmek her şeye değer. Adil Ersamuk Adil ERSAMUK BİYOGRAFİ. Adil Ersamuk İzmir’ lidir. Yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli görevlerde bulunduktan sonra İzmir NATO Karargahında ve Belçika SHAPE Askeri Temsil heyetinde iki yıl görev yaptı.
Emekliye ayrıldıktan sonra Turizm ve ihracat şirketlerinde yöneticilik yaptı. İzmir ABD Hv. Kuvvetleri Komutanının danışmanı olarak 9 yıl görev yaptı. Türk Amerikan Derneğinde 5 yıl İngilizce öğretmenliği yaptı. İngilizce Fransızca ve çekçe bilen Adil Ersamuk evli ve iki çocuk sahibi olup Boş zamanlarında müzikle uğraşmaktadır . Pilot ve Profesyonel kaptan lisanslarına’ da sahip olan yazarın dört kitabı vardır.
Halen profesyonel rehber olarak çalışan yazar Turizm bakanlığı rehberlik kurslarında ve Balıkesir Üniversitesi rehberlik fakültesinde öğretmenlik yapmıştır.
Ulusal ve uluslar arası alanda kazanılmış çok sayıda plaket ve sertifikası bulunmaktadır. Antik çağ araştırmalarına devam etmekte olup sayısız konferans ve kültürel etkinlikler düzenlemiştir. |
1 Yorum - Yorum Yaz
|